Benim tüm çocukluğum sobalı bir evde geçti.
Her sene kasım ayının sonlarına doğru kurulurdu sobalar. Bizim evin oturma odasında önceleri gazyağı, sonraları mazotla çalışan bir sobamız vardı. Misafir odasında ise ayda yılda bir kullanılan kömür sobası, daha çok dekoratif amaçlıymışçasına dururdu.
Sobaların kurulması da, kaldırılması da bir şenlikti benim için. Annemle babam sobayı kurmak için debelenirken ben nedense gülüp gülüp giderdim. Şu yaşıma geldim, ne zaman böyle alengirli bir iş yapacak olsam beni bir gülme tutar.
Gazyağı ile çalışan sobaları yakmak için, ucunda fitil olan bir metre uzunluğunda bir şiş kullanılır. Önce gazyağı musluğunu açıp biraz beklersiniz, sonra şişi ispirto şişesine batırıp kibrit veya çakmakla yakarsınız. Ondan sonra da şişi sobanın üstündeki kapağı açarak ateşlemeyi yaparsınız. İlk denemede sobayı yakabilmek maharet ister. Önce sarı bir alev oluşur sobada. Sonra maviye döner alevler. Auer marka sobamızın önünde diğer modellere göre daha büyük bir mika parçası vardı. Masmavi alevleri seyretmeyi çok severdim o zamanlar. Alev seyretmenin de garip bir özellilği vardır, bir başladınız mı başından kolay kolay kalkamazsınız.
Gazyağı ile çalışan sobalarda depo vardır. Sobadaki gaz azaldıkça, bu depodan sobaya garip bir ses eşliğinde gazyağı akardı.
Kömür sobası ise misafir filan geleceği zaman, tüm odaları ısıtmak gerektiğinde yakılırdı. Kömür sobası çok da kararlı bir ısı vermezdi. Uyuyan soba filan daha çıkmamıştı. Yandı mı kömür sobası yanında durulmazdı, o kadar sıcak olurdu. Bizim kömür sobasının kapağı yere düştüğünden ucu kırıktı. Kömür sobasınında bir şişi olurdu. Ancak bu şiş sobayı yakmakta değil de, kömürleri alt üst edip daha iyi yanmasını sağlamak için kullanılırdı.
Kışı kış gibi yaşardık o günlerde. Kaloriferli evlerde istese de üşüyemiyor insan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder