31 Ocak 2008 Perşembe
Lamba
Benim büyüdüğüm şehirde, geceleri sokaklar floresan lambalarla, evet bildiğimiz çubuk floresanlarla, aydınlanırdı. İlk renkli şehir aydınlatmasını kuzenimin düğünü için Adana'ya gittiğimde görmüştüm. Ne kadar yakışıyordu gecenin karanlığına turuncu-pembe arası ışık...
30 Ocak 2008 Çarşamba
Yetenek
Şu anda Heroes'un 15. bölümünün 8 dakika 17 saniyelik bölümünü izledikten sonra medya player'ımın pause düğmesine basmış durumdayım. Bunu yapabildiğim için kendimi kutluyorum, çünkü böyle bir diziyi bırakıp yazı yazabilmek her babayiğidin harcı değil.
Heroes kendi sloganıyla, "sıradan insanların sıradışı yeteneklerini keşfetmesi"ni anlatan bir dizi. Bu yetenek mevzusu insanlığı hep meşgul etmiştir zaten. Yıllar evvel Zagor okurken de aynı konuyla karşılaşmıştım. Zagor'un maceralarının birindeki tiplerden biri "Super Mayk" idi. Bu arkadaş bir bir flütçünün flütünü isteyip, ondan daha iyi çalabiliyordu, ya da Zagor'a bakarak daldan dala atlayabiliyordu. Diğer bir örnek Frankenstein'ı düşünelim. O da çeşitli insanların en güçlü organları ile en güçlü insanın oluşturulması gibi bir fantezi içeriyordu.
Esas konumuzu dönersek; Heroes'da "Sylar" karakteri, insanların yıllardır hayalini kurduğu şeyi yapabiliyor. Yani insanların yeteneklerini çalabiliyor. Sorun şu ki, Sylar bir yeteneği çalabilmek için, yetenek sahibini öldürüyor.
Blog dünyasında barışçıl bir Sylar olsa, ilginç olmaz mıydı?
Heroes kendi sloganıyla, "sıradan insanların sıradışı yeteneklerini keşfetmesi"ni anlatan bir dizi. Bu yetenek mevzusu insanlığı hep meşgul etmiştir zaten. Yıllar evvel Zagor okurken de aynı konuyla karşılaşmıştım. Zagor'un maceralarının birindeki tiplerden biri "Super Mayk" idi. Bu arkadaş bir bir flütçünün flütünü isteyip, ondan daha iyi çalabiliyordu, ya da Zagor'a bakarak daldan dala atlayabiliyordu. Diğer bir örnek Frankenstein'ı düşünelim. O da çeşitli insanların en güçlü organları ile en güçlü insanın oluşturulması gibi bir fantezi içeriyordu.
Esas konumuzu dönersek; Heroes'da "Sylar" karakteri, insanların yıllardır hayalini kurduğu şeyi yapabiliyor. Yani insanların yeteneklerini çalabiliyor. Sorun şu ki, Sylar bir yeteneği çalabilmek için, yetenek sahibini öldürüyor.
Blog dünyasında barışçıl bir Sylar olsa, ilginç olmaz mıydı?
29 Ocak 2008 Salı
Asi
Esas oğlan, esas kızı sever. Ancak aralarında yıllar öncesine dayanan bir husumet olduğundan duygularını açamaz. Birgün bir yemekte, kıza evlenme teklif edileceğini duyar. Bir tenhada buluşurlar ve olaylar gelişir. Türk sinemasındaki en popüler temanın modern bir yorumunu izliyorsunuz:
28 Ocak 2008 Pazartesi
Geri dönüş
Şu anda blog'umun gidişatını en iyi açıklayan söz: "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!"
Bir blog; yazarının çöplüğüdür, her istenilen yapılabilir görüşüne katılmıyorum. Her istediğini, istediği şekilde yazanlar, blog kullanmamalı bence, bir topluluk karşısında yazı yazmanın sorumluluk gerektirdiğini düşünüyorum. Bu sebepten yazmayı bırakmayı düşündüm.
Daha da önemlisi şuydu:
Aynı yılda doğduğum, her sene en az iki kez ailece görüştüğüm, yedi sene aynı okula gittiğim, üniversite sınavına beraber hazırlandığım, aynı şehirde üniversiteyi okuduğum, askerde üstümdeki ranzada yatmış olan, arkadaşım dediğim biri, yaptığı değil - yapmadığı bir şeyle o kadar canımı acıttı ki, tarif etmem mümkün değil.
Peki neden geri döndüm?
Hiç tanımadığım, bugüne kadar görmediğim, muhtemelen bundan sonra da görmeyeceğim biri, iki satır yazı yazdı; hafifledi acım, düzeldi moralim. Çünkü internetin ruhu bu, benim için; karşılıksız paylaşabilmek birşeyleri...
Yazmayı özlemişim yahu!
Bir blog; yazarının çöplüğüdür, her istenilen yapılabilir görüşüne katılmıyorum. Her istediğini, istediği şekilde yazanlar, blog kullanmamalı bence, bir topluluk karşısında yazı yazmanın sorumluluk gerektirdiğini düşünüyorum. Bu sebepten yazmayı bırakmayı düşündüm.
Daha da önemlisi şuydu:
Aynı yılda doğduğum, her sene en az iki kez ailece görüştüğüm, yedi sene aynı okula gittiğim, üniversite sınavına beraber hazırlandığım, aynı şehirde üniversiteyi okuduğum, askerde üstümdeki ranzada yatmış olan, arkadaşım dediğim biri, yaptığı değil - yapmadığı bir şeyle o kadar canımı acıttı ki, tarif etmem mümkün değil.
Peki neden geri döndüm?
Hiç tanımadığım, bugüne kadar görmediğim, muhtemelen bundan sonra da görmeyeceğim biri, iki satır yazı yazdı; hafifledi acım, düzeldi moralim. Çünkü internetin ruhu bu, benim için; karşılıksız paylaşabilmek birşeyleri...
Yazmayı özlemişim yahu!
27 Ocak 2008 Pazar
Elveda
Ne demiş Yaşar, Çok mu kolay bu son demesi?
Zormuş gerçekten.
Yazmayı çok seviyorum. Ancak ne yazık ki pek beceremiyorum(günlerce yazılmayan bir blog, blog değildir çünkü bana göre). Tadında bırakmak gerek galiba.
Ve ayrıca, yazmayı ne kadar seviyorsam, insanlardan da o kadar nefret ediyorum. Bırakma nedenlerimden biri de bu.
Her neyse efendim, görüşmemek üzere,
yazıyla kalın...
Zormuş gerçekten.
Yazmayı çok seviyorum. Ancak ne yazık ki pek beceremiyorum(günlerce yazılmayan bir blog, blog değildir çünkü bana göre). Tadında bırakmak gerek galiba.
Ve ayrıca, yazmayı ne kadar seviyorsam, insanlardan da o kadar nefret ediyorum. Bırakma nedenlerimden biri de bu.
Her neyse efendim, görüşmemek üzere,
yazıyla kalın...
25 Ocak 2008 Cuma
Yazmak ya da yazmamak
Bir blog'da en gıcık olduğum şey, günlerce yazı yazılmamasıdır. Tam bir blogu beğenirim, sık kullanılanlarıma eklerim, o blog'da yeni yazı yazılmaz olur.
"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de uzun zamandır yeni yazı yazamıyorum. Gerçi geçen gönderdiğim yazıda "uykusuz" olduğumu belirtip, bu durumu ucundan çıtlatmıştım, biraz daha ayrıntı vereyim.
Bu hafta itibariyle akşamları da çalıştığım için yazı mazı yazacak halim olmadı ne yazık ki. Sabah 07:30'da evden çıkıp akşam 22:00 sularında ancak eve gelebiliyorum.
İşte bu sebepten dolayı uzun zamandır yazamadım. Halbuki bu bloga başlarken amacım, istikrarlı olarak yazabilmekti. Elde olmayan nedenlerden dolayı rahatsızlık verdiysek, özür dilerim.
"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de uzun zamandır yeni yazı yazamıyorum. Gerçi geçen gönderdiğim yazıda "uykusuz" olduğumu belirtip, bu durumu ucundan çıtlatmıştım, biraz daha ayrıntı vereyim.
Bu hafta itibariyle akşamları da çalıştığım için yazı mazı yazacak halim olmadı ne yazık ki. Sabah 07:30'da evden çıkıp akşam 22:00 sularında ancak eve gelebiliyorum.
İşte bu sebepten dolayı uzun zamandır yazamadım. Halbuki bu bloga başlarken amacım, istikrarlı olarak yazabilmekti. Elde olmayan nedenlerden dolayı rahatsızlık verdiysek, özür dilerim.
17 Ocak 2008 Perşembe
13 Ocak 2008 Pazar
İki fotoğraf
Yedi yıl önceydi iki fotoğraftan ilkini gördüğümde. Tarih 22 Eylül 2001, günlerden Cumartesi. Bir müzik setinin kolonlarının birinin üzerinde duruyordu fotoğraf. Çektirileli birkaç ay olmasına rağmen -nedense artık- kahverengilileştirilmişti. Ve ben kendime soruyordum bir daha bu fotoğrafı nerede ve ne zaman görürüm diye. Henüz tekrar görmek nasip olmadı...
İkinci fotoğrafı birkaç dakika önce gördüm. İlk fotoğrafla aynı amaçla çekilmişti, bir insanın hayata karşı ilk zaferini simgeliyordu. Benim gördüğüm bu fotoğrafın cep telefonu ile çekilmiş bir kopyasıydı zaten. Bu fotoğraftaki insanı görme imkanım yukarıdaki fotoğraftaki insandan daha da azdı.
Fotoğraflar, ağlayan bir çocuk mutsuzluğundan başka birşeyler hissettiriyor muydu bir zamanlar?
İkinci fotoğrafı birkaç dakika önce gördüm. İlk fotoğrafla aynı amaçla çekilmişti, bir insanın hayata karşı ilk zaferini simgeliyordu. Benim gördüğüm bu fotoğrafın cep telefonu ile çekilmiş bir kopyasıydı zaten. Bu fotoğraftaki insanı görme imkanım yukarıdaki fotoğraftaki insandan daha da azdı.
Fotoğraflar, ağlayan bir çocuk mutsuzluğundan başka birşeyler hissettiriyor muydu bir zamanlar?
10 Ocak 2008 Perşembe
Saman alevi
Ne yaptım ne ettiysem, gene yerimde rahat duramadım ve bugün gidip işimdeki geleceğimi ilgilendirecek "olası" sınav için 100 ytl bayılıp bir kitap aldım.
Kitabı almakla iş bitmiyor tabii, çalışmak da lazım. Yalnız benim kitap dediğim tuğlamsı cisimden ders çalışmak pek kolay olmadı. Malum ilk sayfalar kapalı durmaya alışmış, değişime direniyor. "Açık olun" diyorum, olmuyorlar. Çözüm yine annemden geldi. Aşağıdaki şeklin sol üst köşesine bakınız.

Bir de kitabımın kalınlığını göstermek için camsilmatik birimini kullandığımı bir diğer fotoğrafı da beğenilerinize sunarım:
Mandal deyip geçmeyin, yollarda boş boş sürtmeyin.
Kitabı almakla iş bitmiyor tabii, çalışmak da lazım. Yalnız benim kitap dediğim tuğlamsı cisimden ders çalışmak pek kolay olmadı. Malum ilk sayfalar kapalı durmaya alışmış, değişime direniyor. "Açık olun" diyorum, olmuyorlar. Çözüm yine annemden geldi. Aşağıdaki şeklin sol üst köşesine bakınız.

Bir de kitabımın kalınlığını göstermek için camsilmatik birimini kullandığımı bir diğer fotoğrafı da beğenilerinize sunarım:
Mandal deyip geçmeyin, yollarda boş boş sürtmeyin.
9 Ocak 2008 Çarşamba
Tahmin
Öyle bir işte çalışıyorum ki, herşey söylentiden ibaret. Mesela şu an içimde bulunduğum pozisyonu korumak için bir sınava girmemiz gerektiği söylentisi ayyuka çıkmış durumda. Ancak bu sınavda ne sorulacağı konusunda birbiriyle çelişen bir çok yorum var. Yorum diyorum, çünkü ortada bilgi olmadığı için ancak yorum yapılabiliyor.
Benim bu gibi durumlarda varsayılan hareket tarzım, her türlü olasılığa hazırlanmaktır genelde. Ama bu sefer sınav belli olana kadar sakin davranmayı deneyeceğim.
Buraya da bu notu alayım ki, ileride bu taktiğin işe yarayıp yaramadığı net olarak belli olsun.
Benim bu gibi durumlarda varsayılan hareket tarzım, her türlü olasılığa hazırlanmaktır genelde. Ama bu sefer sınav belli olana kadar sakin davranmayı deneyeceğim.
Buraya da bu notu alayım ki, ileride bu taktiğin işe yarayıp yaramadığı net olarak belli olsun.
6 Ocak 2008 Pazar
Masal ve yeni bölüm
Birkaç sene önce aldığım Tv kartı marifetiyle, sevdiğim bazı sahneleri Tv'den kaydetme fırsatı yakaladım. Bugün dedim ki, bu videolar bilgisayarımda çürüyeceğine bunları dünya ile paylaşayım. Gittim youtube'da bir hesap açtım.
Sözün özü, artık blogumda, Tv'den kategorisinde, Tv'den enstantaneler bulabileceksiniz. Her şey siz ziyaretçilerim için.
İlk videomuz birazdan geliyor. Bir İstanbul Masalı dizisinin kahramanı Selim Arhan uykusuzluk çekmektedir. Bir arkadaşı onu zorla bir psikiyatra gitmeye ikna eder. Selim Bey ayakları geri geri gitse de, randevusuna aksatmaz. Ve bundan sonrasını aşağıdaki videodan izliyorsunuz.
Sözün özü, artık blogumda, Tv'den kategorisinde, Tv'den enstantaneler bulabileceksiniz. Her şey siz ziyaretçilerim için.
İlk videomuz birazdan geliyor. Bir İstanbul Masalı dizisinin kahramanı Selim Arhan uykusuzluk çekmektedir. Bir arkadaşı onu zorla bir psikiyatra gitmeye ikna eder. Selim Bey ayakları geri geri gitse de, randevusuna aksatmaz. Ve bundan sonrasını aşağıdaki videodan izliyorsunuz.
3 Ocak 2008 Perşembe
Manzaralar
Yılın ilk iş günü benim için oldukça hareketli geçti. Önce iş için aşağıda gördüğünüz dağın başına gittim.
1 Ocak 2008 Salı
Aynı
Son zamanlarda birşey fark ettim, herşey aynı. Mesela arkadaşlarıma bakıyorum, hemen hepsinin saçları, giyimleri, davranışları ait oldukları grupla aynı. Bloglara bakıyorum, -ben de dahil olmak üzere- herkes aynı ukalalıkla yazılar yazıyor. Herşey birbirine benzemeye, diğerinden ayırt edilmemeye başladı sanki.
Bu aynılık insanlığın sonu olacak belki de...
Kim bilir?
Bu aynılık insanlığın sonu olacak belki de...
Kim bilir?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

