24 Şubat 2008 Pazar

Yorgun

Sınav macerası bugün bitti. Şu eşekten düşmüş karpuz halimi de düzeltmem lazım, yıprandım yahu.

16 Şubat 2008 Cumartesi

Biri bana anlatsın

Bizim toplumun tipik bir özelliğidir, önünüze bir hedef konur ve bu hedefe ulaşmanız beklenir. Sonrası konusunda hiçbir şey anlatılmaz.

Bunu ilk kez üniversiteyi kazandığımda hissetmiştim. Üniversite sınavını kazanmaya o kadar odaklanmıştım ki, sonrasını konusunda hiçbir fikrim yoktu. Doğal olarak sudan çıkmış balığa döndüm baba ocağından ayrıldığımda. Hayatımın en bunalımlı dönemlerinden birini yaşadım.

Artık evlenme yaşı gelmiş, hatta geçmekte olan biri olarak yine fark ediyorum ki, toplum şimdi de bana evlen diyor. Gene beni neyi beklediği konusunda hiçbir fikrim yok. Hasbelkader evlensem, çocuk olayında aynı şey tekrarlanacak.

Gerçi kimsenin kimseye yaşamayı öğretemeyeceğini de biliyorum. Ama insanın önüne bir hedef koymakla bitmiyor herşey, ondan sonrasını da azıcık ucundan çıtlatmalı sanki.

Sadede gelelim efendim. İşten dönünce bugün, Tv kartı marifetiyle kaydettiğim Gilmore Girls'ün son bölümünü izledim. Bir dizi manyağı olarak söylebilirim ki, Gilmore Girls bugüne kadar seyrettiğim en iyi üç diziden biriydi. Eğer yeniden yayınlanmaya başlarsa kesinlikle kaçırmayın.

15 Şubat 2008 Cuma

Acı

13 Şubat 2008 Çarşamba

Tellallık özentisi

Bu satırların yazarı(bu kalıbı da pek bir severim) yarın geceden itibaren üç hafta süreyle geceleri de çalışacak, bir de sınava girecek. Bu süre zarfında yazarın az yazı yazma olasılığı olduğu gibi, ters psikolojiye kapılıp aşırı yazı yazma olasılığı da var.

Duyduk duymadık demeyin(Bu cümle de yazının başlığıyla bir alakası olsun diyedir, yanlış anlaşılmasın. Nasıl yanlış anlaşılabilir şeklinde bir soru belirebilir akıllarda, hemen açıklayayım. Bu herif de havalara girdi, onu da kaybettik demeyin; Google Analytics denen bir şey var, kaç ziyaretçimin olduğunu görebiliyorum. Görünen köy kılavuz istemiyor, bir avuç ziyaretçim var. Sadece başlıkla yazı ilişkisi için bu cümle. Tamam? Artık şu parantezi de kapatma zamanı geldi öyleyse. Parantez içine bu kadar uzun yazı yazanları da hep garipsemişimdir zaten. Madem bu kadar yazacaktın git bir paragraf filan yap, değil mi?).

10 Şubat 2008 Pazar

Kara

Mevsim itibariyle üsye muzdaribi olduğumdan, sınavı mınavı boşverip, dün bütün günümü yatıp televizyon izleyerek geçirdim. Bir filmi ortasından yakalayıp izlemeye başladım. Kaç para kaç isminde oldukça ilginç bir filmdi bu. Oyuncularını sayayım da, niye ilginç olduğunu anlayın. Bennu Yıldırımlar(Süper Baba'nın Elif'i), Bülent Emin Yarar(Süper Baba'da Fiko'yu ipten alan avukat - ayrıca Bennu Yıldırımlar'ın kocası), Engin Alkan(7 Numara'nın Vahit'i), Zuhal Gencer(Şaşıfelek Çıkmazı'nın İnci'si).

Bu film, Türk kara filmleriden güzide bir örnekmiş, onu öğrendim. Şansıma yeni bilgisayarımı aldığım yıllarda, o dönemin en meşhur oyunu olan Max Payne 2'de kara film tadındaydı. Anlatmıştım zaten, kaç dakikada öleceğinizi tartan bir bölüm bile var bu oyunda.

Nedir benim bu karalardan çektiğim? Ulan insanın seyrettiği film, oynadığı oyun da mı kara olur be? Yeter artık, yeter; bir küçük pencere, bir aydınlık bana.

6 Şubat 2008 Çarşamba

İlk mim

Merush Hanım, acımamış mimlemiş beni sağolsun. Hazırlıksız yakalandım, elim ayağım birbirine dolaştı. Mim nedir, kimdir, oturdum araştırdım. Benim bildiğim bir Prof. Dr. Mim Kemal Öke vardı, bu muhterem saç ektirip para bile kazanabiliyordu.

Efendim sadede gelirsek, olmasını istediğim mantıklı şeyler, mantıksız şeyler ve bir daha dünyaya gelirsem konusunda yazmam gerekiyormuş.

Olmasını istediğim mantıklı şeyler:
  • Piyano çalmak. Bu videoyu her izlediğimde yanıp tutuşuyorum piyano çalabilmek için.
  • İyi -hatta çok iyi- satranç oynamayı öğrenmek.

Olmasını istediğim mantıksız şey:
  • Gerek okullarda, gerek işyerlerinde devam mecburiyeti olmasın.

Dünyaya bir daha gelirsem:
  • Herhangi bir müzik aletinin virtüözü olmak isterdim.

Bu mim işini yanlış anlamadıysam, benim de birini mimlemem lazım. SAHAF'IN NOTLARI'nı mimledim bitti gitti.

Zor

Zor günler geçiriyorum. Karşımda "Kaf Dağı azametiyle" dikilen, hikmeti kendinden menkul, içeriği meçhul bir sınav var. Başarılı olamazsam bu sınavda, beni "hasta" eden eski işime dönmem gerekecek. Üstelik elimden gelen çok da birşey yok. Soruları hazırlayan kişinin insafına bakıyor her şey. Ezberlenmesi gereken saçma sapan sayılar da sorulabilir, işi bileni tespit edecek usta işi sorular da. Ancak soru hazırlayan kişilerin çok da umurunda değil bu, işi bitirsek de gitsek diyorlardır mutlaka.

19 Mart'ta belli olacak birçok şey, ve ben belki de en çok beklemekten nefret ettim bu hayatta.

Yalan yok, korkuyorum.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Halef

Bugün eski işyerimde benim konumumda çalışan zat-ı muhterem ile tanıştım. Şu sınavı geçemezsem beraber çalışacağız kendisiyle. İlk görüşte pek tutmadım bu arkadaşı. En iyisi ben sınavımı kazanayım da, bu arkadaş bana uzak Allah'a yakın olsun.

2 Şubat 2008 Cumartesi

Max




Deli gibi Max Payne 2 oynadım bugün. Oyunu bir kez bitirdikten sonra, kilitli bölümler açılıyor. Bu bölümlerden favorim Dead Man Walking bölümü. Elinizde silah, ölümsüz düşmanlarınızın sizi öldürmesin bekliyorsunuz. Öleceğiniz biliyorsunuz, buna rağmen son kurşunu sıkmadan, son bombayı atmadan bırakamıyorsunuz oyunu. Zaten önemli olan şu ki:

Death is inevitable. How long will you last?