Bir dükkanda ilk kazıklandığım günü dün gibi hatırlıyorum. Olayı en baştan anlatayım.
Ortaokul'daydık(Şimdiki ilköğretimin ikinci kademesi yani). Bir arkadaşımda dolar şeklinde yarısı not defteri, yarısı hesap makinesi olan acayip bir şey vardı. Böyle ortadan katlayınca, cebinden bir tomar dolar çıkarmış gibi duruyordu. Hesap makinesi de güneş enerjisi ile çalışıyordu. Bir kere aldıktan sonra, akarı kokarı da yoktu yani. Çocuğuz ya, ben de heveslendim arkadaşıma sordum "Nerden aldın bunu?" diye. Arkadaş tarif etti.
Okul çıkışı gittim bir tane de ben aldım. Eve geldim işte oynuyorum, hesap yaptırıyorum. O da ne? + tuşu çalışmıyor, nalet toplama yapmıyor. Geri dükkana koştum, pezevenk herif, "E, alırken kontrol edecektin, artık değiştirmem." dedi. Süklüm püklüm dükkandan geri çıktım. Önümde iki seçenek vardı. Birincisi olayı babama anlatıp, babamla beraber dükkana gidip adama seve seve ya da başka türlü makineyi değiştirtmekti. İkinci yol da -her zaman yaptığım gibi kimseyi işime karıştırmadan- zararı sineye çekmekti. İkinci yolu tercih ettim.
Ancak esnaf milletinin çoğunun pezevenk olduğunu anlamama bu olay yetti. Ancak atladığım bir nokta vardı. Benim güzel ülkemde işini pezevenkçe yapmayan bir meslek gurubu yoktu ne yazık ki...
Esnaflardan başladık, esnaflarla devam edelim. Birkaç ay önce Teknosa'ya bir Lcd televizyon olmaya gittip. Neyse aradım, taradım bir model beğendim. Topu topu 22 inçlik bir alet aldığımdan, uzaktan kumandasının dandik küçük uzaktan kumandalar gibi olmasını istemiyordum. Reyon görevlisine "Kumandasını da görebilir miyim?" dedim. Hemen bir kutu açtı gösterdi. Kumanda normal boyuttaydı, televizyonu almaya karar verdim. Tamam alıyorum dedim. Görevli herif açtığı kutuya kumandayı kodu ve tekrar koli bandı ile kapatırken, kutunun üzerinde yapışık olan garanti belgesi dikkatimi çekti. Belgenin uç tarafı bir şekilde yıpranmıştı. Adama dedim ki, bu kutuyu değiştir. Açtığımız kutuyu vermek zorundayız efendim dedi.
Burada yapmam gereken, "Teşhir ürünü denen zımbırtı varken bana neden kutu açıp ürünün parçasını gösteriyorsun? Teşhur ürününün içinden çıkanı kıçınıza mı sokuyorsunuz? Hadi kutuyu açtın, neden garanti belgesi yırtık olanı kakalamaya çalışıyorsun?" demekti aslında. Ama uzun süredir bu televizyonu almayı bekliyorum. Belgenin hasar gören kısmı da çok büyük değildi. İçimden "Lanet olsun!"diyerek sesimi çıkarmadım.
Esnaf milletinin pezevenklik düzeyini çocuk yaşta tespit ettiğimden, bir ara da internet üzerinden alışveriş etmeyi denedim. Özellikle elektronik bir eşya alırken, esnafın teşhir ürününü veya bozuk bir ürünü kakalamasından kurtulmanın en kolay yolu bu çünkü. İnternetten alışverişin de kendi handikapları var ama bu başka bir yazı konusu.
Uzatmayayım, internet alışveriş yaparken de kargo firmalarının pezevenkliği çıktı karşıma. Siz de benim gibi taşrada yaşıyorsanız, güzel ülkemde her şehirde iki temel kargo firması oldusunu bilirsiniz. Araş Kargo ve Yurtici Kargo(Blogun adını hiçe sayarak alfabetik sıra kullandık ama olsun).
Araş Kargo'dan başlayalım(Battı balık yan gider). İnternetten alışveriş yapanlar bilirler. Kargo geldiği zaman, kargo görevlisinin huzurunda kargoyu açar, eksik parça var mı diye kontrol edersiniz. Kargo tamamsa teslim alırsınız, değilse kargo görevlisi tanıklığında tutanak tutturup teslim almadan kargoyu geri çevirirsiniz. Neyse, kargom geldi, açıyorum kontrol ediyorum. Kargo görevlisi herif dedi ki, "Kutuda eziklik, ıslaklık yoksa teslim almak zorundasınız." Bak sen. Peki puştun biri kargoyu açıp içindeki malın bir kısmını alıp yerine taş koysa mesela, ben kargo ezik veya ıslak olmadığı için teslim mi alacağım mecburen? Ne güzel iş yahu! Herife birşey demedim, kargoyu açtım, Allah'tan bir eksiklik yoktu. İmzamı attım, herif giderken bir de şikayet ediyor: Bu firma da bizi kendi personeli gibi kullanıyor! La Havle çekip kapıyı kapattım.
Pezevenklerle uğraşmaktansa, para kaybetmeyi tercih ederim deyip, ikinci siparişte Yurtici kargoyu kullandım, yaklaşık iki kat daha fazla para vererek. Bu kargoların çalışma prensibi anladığım kadarıyla şu. Gündüz kargoları topluyorlar, gece hepsini yola çıkarıyorlar, ertesi gün de yerine ulaşıyor. Ama şu anda dün sabah internet şirketinin saat 10:00'da kargoya verdiği, saat 16:00'da yola çıkacağı araca yüklenen kargom, kalıbımı barım bu sabah şehrime ulaşmasına rağmen, bana getirilmiyor.
Bir de bu firmaların internetten kargo takip edilmesini sağlayan hizmetleri var güya. Bu hizmetlerini kullanarak kargoma bakarak yukarıdaki bilgilere ulaştım. Şubeyi arayıp fırça kaymalım diye, kargonun şehrime ulaştığı bilgisi bu sisteme girmemişler. Tam bir köylü kurnazlığı. Ulan bari sisteme girin de, en azından kargonun başına yolda bir iş gelmediğini bilelim be! Ama olmaz, muhakkak bir pezevenklik yapacaklar.
Uzun lafın kısası, paramla da rezil oldum.
Kimsenin olduğu gibi görünmediği veya göründüğü gibi olmadığı güzel ülkemden manzaralar işte böyle...
23 Temmuz 2009 Perşembe
21 Temmuz 2009 Salı
Ahlaksızım
Neden?
Çünkü yaz aylarında internetimi "kotasız" hale getirdim ve habire film indiriyorum. Çünkü çok param yok. Film seyretmek, güzel müzikler dinlemek benim hakkım değil.
Yaptığımın hırsızlıktan farkı olmadığını biliyorum. Ama telif yasaları son derece acımasız ve de eski değil mi? Param olsaydı, bir bilgisayar başında oturup film seyretmek yerine, son ses ve görüntü sistemlerine sahip bir sinema salonunda film seyretmeyi ben de isterdim. Şu yaz sıcağında terleye terleye de olsa film seyretmeye de mi hakkım yok param olmadığı için?
İnternet sayesinde Türkiye'nin en büyük hastalığı dünyaya da bulaştı. Bir kuralı koy ama asla uygulama! Ayanı beyan etme!
Bir aklı evvel film şirketi dese ki, benim filmlerim yeterince iyi. Bu yüzden izleyici gelir, sinemada filmi tadını çıkararak izler. İmkanı olmayan da bilgisayar başında, minicik televizyonunda otursun izlesin. Kiminin parası, kiminin duası!
Zaten pratikte böyle işleyen durumu, bakalım ne zaman teoriye de uygulayacaklar? Keşke bir an önce yapsalar da, ahlak sızım biraz dinse...
Çünkü yaz aylarında internetimi "kotasız" hale getirdim ve habire film indiriyorum. Çünkü çok param yok. Film seyretmek, güzel müzikler dinlemek benim hakkım değil.
Yaptığımın hırsızlıktan farkı olmadığını biliyorum. Ama telif yasaları son derece acımasız ve de eski değil mi? Param olsaydı, bir bilgisayar başında oturup film seyretmek yerine, son ses ve görüntü sistemlerine sahip bir sinema salonunda film seyretmeyi ben de isterdim. Şu yaz sıcağında terleye terleye de olsa film seyretmeye de mi hakkım yok param olmadığı için?
İnternet sayesinde Türkiye'nin en büyük hastalığı dünyaya da bulaştı. Bir kuralı koy ama asla uygulama! Ayanı beyan etme!
Bir aklı evvel film şirketi dese ki, benim filmlerim yeterince iyi. Bu yüzden izleyici gelir, sinemada filmi tadını çıkararak izler. İmkanı olmayan da bilgisayar başında, minicik televizyonunda otursun izlesin. Kiminin parası, kiminin duası!
Zaten pratikte böyle işleyen durumu, bakalım ne zaman teoriye de uygulayacaklar? Keşke bir an önce yapsalar da, ahlak sızım biraz dinse...
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Disiplin
Hayatım boyunca içimde hep bir ilerleme, gelişme dürtüsü vardı. Beni hasta edecek kadar güçlü bir dürtüydü bu. Ben hiçbir zaman kahveye gidip kağıt oynayayım, bulmaca çözüp vakit öldüreyim insanı olamadım. Bilgisayarla da aram bu sebepten iyi zaten.
Ama ortada bir de gerçek var. Bir insanın hayatı boyunca iki veya daha çok disiplinde başarıyı yakalaması imkansız gibi bir şey. Demek istediğim, hem işinizde başarılı olup, hem de çok iyi bir müzik aleti çalamazsınız. Tabii bu fikrim biz normal insanlar için geçerli. Normal, yani hayatını kendi kazanmak zorunda olanlar için. Hayatı boyunca para kazanmak için vaktini harcamamış biri belki birden fazla disiplinde başarılı olabilir.
Demek istediğim, bir şeyi hobi olarak yapıyorsanız fazla abartmayın. Hele o işten para kazanan profesyonellerle aşık atmaya hiç kalkmayın.
Ama ortada bir de gerçek var. Bir insanın hayatı boyunca iki veya daha çok disiplinde başarıyı yakalaması imkansız gibi bir şey. Demek istediğim, hem işinizde başarılı olup, hem de çok iyi bir müzik aleti çalamazsınız. Tabii bu fikrim biz normal insanlar için geçerli. Normal, yani hayatını kendi kazanmak zorunda olanlar için. Hayatı boyunca para kazanmak için vaktini harcamamış biri belki birden fazla disiplinde başarılı olabilir.
Demek istediğim, bir şeyi hobi olarak yapıyorsanız fazla abartmayın. Hele o işten para kazanan profesyonellerle aşık atmaya hiç kalkmayın.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Yaz
Mevsim bize yazmayı emrediyor!
Sevgili okuyucularım, bundan sonra daha sık yazacağımın müjdesini veriyorum sizlere...
Sevgili okuyucularım, bundan sonra daha sık yazacağımın müjdesini veriyorum sizlere...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)