29 Ekim 2009 Perşembe

Acil

Dün akşamdan beri ateşim var. Bugün de tatil olduğu için, yanımda bir refakatçi ile birlikte şehrimdeki devlet hastanesinin acil bölümüne gittim. Evrak işlerini yaptıktan sonra, kabinlerden birine oturup doktoru beklemeye başladım. Doktor geldiği zaman ateşimin olduğunu anlattım. Boğazıma baktı, sırtımı dinledi. "Size iğne yaptıracağım." dedi.

Benim kafa bir dünya olduğu için oturup bekliyorum. Refakatçim akıl edip sordu, "Ne iğnesi yapacaksınız?" Antibiyotik ve ağrı kesici dedi doktor, meslek özelliği olan yarım ağızla. Refakatçim bu sefer de "Hangi antibiyotik?" diye sordu. Doktor "Alfoksil" dedi. Bu ilaç, bende çocukken allerji yapmıştı. Durumu doktora söyledik. "O zaman sadece ateş düşürücü yapılsın." dedi. Refakatçim, doktorun normalde vermesi gereken bilgileri, ağzından kerpetenle sökmeye devam ediyordu. "Başka antibiyotik alsak olur mu?". Adını bilmediğimiz bir antibiyotik söyledi. Onu bilmediğimizi belirtince "Zinnath olabilir." dedi.

Gündüz ateşim varsa, gece de olacağını bildiğimden gidip eczaneden antibiyotiği alalım dedik. Hastanenin karşısındaki nöbetçi eczaneye gittik. Zinnath kalmamış.

Uzun lafın kısası, yanımda beni tanıyan bir refakatçim olmasaydı yanımda, tahtalı köye gitmiş bile olabilirdim.

Seveyim böyle sağlık sistemini.

15 Ekim 2009 Perşembe

Banka

İş yerimizde çalıştığımız bankayı değiştirdik bugün. Yeni bankanın çalışanları geldi. Hesap açmak için nüfus cüzdanı fotokopisi istediler. Ben genelde nüfus cüzdanı taşımam, neyse ki, üzerine Tc kimlik no yazılmış ehliyet fotokopisini de kabul ettiler. Telaşa mahal yokmuş.

Neyse eve geldim, facebook'taki elemanlardan birinin yazdığı şu sözü okudum, ve not düşmek için klavyeye(aslında kağıt kalem olmalıydı burası normal şartlar altında) sarıldım:

Yirmi yaşına kadar hayatı öğrenmeyenin, otuz yaşına kadar evlenmeyenin, kırk yaşına kadar köşeyi dönmeyenin, doksan yaşına kadar ölmeyenin işi çok zor bu dünyada...