Ünlü bir dizimizden bir kesit var bu sefer. Videodaki iki kişi arasındaki ilişki ağını açıklamaya mecalim yok şu an. Ölüm ve intikamın mevzubahis olduğunu bilin yeter.
12 Aralık 2010 Pazar
10 Aralık 2010 Cuma
28 Kasım 2010 Pazar
Veda
Bir veda nasıl olmalı konusunda ders olarak kullanılabilecek bir yöntem. Genç adam, yaşadığı memleketi terk etmeden önce, sevdiği kızı bir davete çağırır ve durumdan habersiz kızla dans etmeye başlarlar.
Bu arada çalan şarkıyı aramadan ben söyleyeyim: Les Feuilles Mortes.
Bu arada çalan şarkıyı aramadan ben söyleyeyim: Les Feuilles Mortes.
24 Kasım 2010 Çarşamba
Kitap
Ülkemizde kişi başına düşen kitap okuma sayısının çok az olduğunu biliyoruz. Kısacası okuma alışkanlığı olmayan bir toplumuz. Meslek icabı saatlerini bilgisayar başında birşeyler okumak ve yazmakla geçiren bendeniz de -bu şartlara rağmen- kitap okumaya vakit ve nakit ayıramamaktan uzun zamandır rahatsızım.
Biliyorsunuz şu sıralar müthiş bir tablet bilgisayar ve e-kitap furyası var. Ben de acaba bu furyadan yararlanıp, kitap okuduğum eski güzel günlere(öğrencilik yıllarım, çünkü o yıllarda kütüphaneden ödünç kitap alabiliyordum) dönebilir miyim diye düşündüm ve kollarımı sıvayıp araştırmaya başladım.
Tablet akımını başlatan cihaz malumunuzdur Ipad isimli Apple ürünü. Apple'in pazarlama stratejileri sonucu bu üründe Flash oynatamama, Apple'ın onayından geçmeyen uygulamalarını çalıştırmama gibi sıkıntılar var. Ayrıca Ipad'ın boyutlarını(10 inç) ve ağırlığını(yaklaşık 1 kilo), Ipad'ı bir e-kitap okuyucu olarak kullanmayı zorlaştırıyor. Üstelik Ipad'de arka aydınlatmalı bir ekran olduğundan, Ipad'de okuma yapmanın bilgisayardan çok farkı yok. Ipad'ın ülke şartlarına göre çok pahalı olduğunu söylememe gereksiz ama yine de belirteyim. Bu sebeplerden dolayı Ipad okumak için uygun bir cihaz değil.
Ipad alternatifi olarak ülkemizde çok yakında satılmaya başlayacak Samsung'un Galaxy Tab isimli bir tableti var. Galaxy Tab'ın ekran boyutu 7 inç ve ağırlığı da Ipad'den daha az. Bu nedenle kitap okumaya daha elverişli cihaz. Galaxy Tab'ın 1600 TL gibi bir fiyattan satılacak olması maalesef ki bütün bu avantajlarının anlamsız kalmasına neden oluyor.
Bu durumda geriye tek alternatif kalıyor, o da elektronik mürekkep(e-ink) teknolojisini kullanan bir e-kitap okuyucu kullanmak. Bu teknoloji kağıda görsel olarak en çok benzeyen teknoloji olmasına rağmen, ülkemizde adam gibi bir e-kitap okuyucusu satılmıyor. Var olan modellerin ekranı çok küçük(6 inç) ve ekran tazeleme hızları son derece kötü. Üstelik Ipad ve Galaxy Tab'da da olduğu gibi fiyatlar özelliklere göre uçuk(yaklaşık 500 TL).
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen, birkaç saat öncesine kadar yine de e-kitap'lara ucundan bulaşmaya niyetim vardı. Bir deneme yapmak için e-kitap satan Idefix'e girdim ve Cem Şancı'nın uzun zamandır merak ettiğim "Kızlar aşık olmaz" isimli kitabını alışveriş listeme ekledim. Kitabın basılı versiyonu 6.44 TL iken e-kitap versiyonu 5 TL. E-kitabın neredeyse hiçbir dağıtım masrafı olmamasından dolayı fiyatının basılı kitabın yarısı filan civarında olması gerektiğini filan düşünüyorsanız, yanıldığınızı anlamışsınızdır. Üstelik saçma DRM teknolojileri yüzünden aldığınız kitabı ne kadar süre kullanacağınız da belli değil. Bir sonraki işletim sisteminde kitabınızın DRM teknolojisine destek verilmezse elinizde elektronik çöpten başka birşey kalmamış oluyor. Buradan da anlıyoruz ki ülkemizde ticaret demek, tutturduğunu "sıkmak" demek.
Her neyse ben hâlâ e-kitabı, en azından bilgisayarda, okumaya razı iken Idefix'te şöyle bir uyarı gördüm. "Kitabı havale ile almak istiyorsanız tıklayın". Tıklayınca öğrendim ki, e-kitaplar havale ile satılamıyormuş. Sadece kredi kartı ile ödeme yapmak mümkünmüş! E-kitabın en önemli avantajı olan, kitaba anında ulaşma avantajı da bu şekilde yalan olmuş oluyor. Ülkemizde bir siteye kredi kartı bilgisi vermek deli cesareti isteyen bir şey çünkü.
Kusura bakmayın ama bu şartlar altında kimse ülkede kitap okunmuyor diye şikayet etmesin. Tahmin ediyorum ki, şu anda müzik sektörünün yaşadığı darboğaza bir gün kitap sektörü de düşecek. Tutturduğunu "sıkmakla" olmuyor bu işler. Azıcık ibret alın.
Biliyorsunuz şu sıralar müthiş bir tablet bilgisayar ve e-kitap furyası var. Ben de acaba bu furyadan yararlanıp, kitap okuduğum eski güzel günlere(öğrencilik yıllarım, çünkü o yıllarda kütüphaneden ödünç kitap alabiliyordum) dönebilir miyim diye düşündüm ve kollarımı sıvayıp araştırmaya başladım.
Tablet akımını başlatan cihaz malumunuzdur Ipad isimli Apple ürünü. Apple'in pazarlama stratejileri sonucu bu üründe Flash oynatamama, Apple'ın onayından geçmeyen uygulamalarını çalıştırmama gibi sıkıntılar var. Ayrıca Ipad'ın boyutlarını(10 inç) ve ağırlığını(yaklaşık 1 kilo), Ipad'ı bir e-kitap okuyucu olarak kullanmayı zorlaştırıyor. Üstelik Ipad'de arka aydınlatmalı bir ekran olduğundan, Ipad'de okuma yapmanın bilgisayardan çok farkı yok. Ipad'ın ülke şartlarına göre çok pahalı olduğunu söylememe gereksiz ama yine de belirteyim. Bu sebeplerden dolayı Ipad okumak için uygun bir cihaz değil.
Ipad alternatifi olarak ülkemizde çok yakında satılmaya başlayacak Samsung'un Galaxy Tab isimli bir tableti var. Galaxy Tab'ın ekran boyutu 7 inç ve ağırlığı da Ipad'den daha az. Bu nedenle kitap okumaya daha elverişli cihaz. Galaxy Tab'ın 1600 TL gibi bir fiyattan satılacak olması maalesef ki bütün bu avantajlarının anlamsız kalmasına neden oluyor.
Bu durumda geriye tek alternatif kalıyor, o da elektronik mürekkep(e-ink) teknolojisini kullanan bir e-kitap okuyucu kullanmak. Bu teknoloji kağıda görsel olarak en çok benzeyen teknoloji olmasına rağmen, ülkemizde adam gibi bir e-kitap okuyucusu satılmıyor. Var olan modellerin ekranı çok küçük(6 inç) ve ekran tazeleme hızları son derece kötü. Üstelik Ipad ve Galaxy Tab'da da olduğu gibi fiyatlar özelliklere göre uçuk(yaklaşık 500 TL).
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen, birkaç saat öncesine kadar yine de e-kitap'lara ucundan bulaşmaya niyetim vardı. Bir deneme yapmak için e-kitap satan Idefix'e girdim ve Cem Şancı'nın uzun zamandır merak ettiğim "Kızlar aşık olmaz" isimli kitabını alışveriş listeme ekledim. Kitabın basılı versiyonu 6.44 TL iken e-kitap versiyonu 5 TL. E-kitabın neredeyse hiçbir dağıtım masrafı olmamasından dolayı fiyatının basılı kitabın yarısı filan civarında olması gerektiğini filan düşünüyorsanız, yanıldığınızı anlamışsınızdır. Üstelik saçma DRM teknolojileri yüzünden aldığınız kitabı ne kadar süre kullanacağınız da belli değil. Bir sonraki işletim sisteminde kitabınızın DRM teknolojisine destek verilmezse elinizde elektronik çöpten başka birşey kalmamış oluyor. Buradan da anlıyoruz ki ülkemizde ticaret demek, tutturduğunu "sıkmak" demek.
Her neyse ben hâlâ e-kitabı, en azından bilgisayarda, okumaya razı iken Idefix'te şöyle bir uyarı gördüm. "Kitabı havale ile almak istiyorsanız tıklayın". Tıklayınca öğrendim ki, e-kitaplar havale ile satılamıyormuş. Sadece kredi kartı ile ödeme yapmak mümkünmüş! E-kitabın en önemli avantajı olan, kitaba anında ulaşma avantajı da bu şekilde yalan olmuş oluyor. Ülkemizde bir siteye kredi kartı bilgisi vermek deli cesareti isteyen bir şey çünkü.
Kusura bakmayın ama bu şartlar altında kimse ülkede kitap okunmuyor diye şikayet etmesin. Tahmin ediyorum ki, şu anda müzik sektörünün yaşadığı darboğaza bir gün kitap sektörü de düşecek. Tutturduğunu "sıkmakla" olmuyor bu işler. Azıcık ibret alın.
18 Kasım 2010 Perşembe
Küçük
Bazen insanın hayatını değiştirmek için küçük şeyler yeter. Aşağıdaki melodi size de bunu anımsatmıyor mu?
9 Eylül 2010 Perşembe
4 Eylül 2010 Cumartesi
Büşra
Hepimiz çeşitli filmler izliyoruz ama bu filmlerin en çarpıcı bölümlerini iki gün sonra unutup gidiyoruz. Ben artık biriktirmeye karar verdim.
Gecenin bir vakti gezen bir çiftin yanına birisi yaklaşır ve bıçak çeker. Sonra bakın neler olur?
Gecenin bir vakti gezen bir çiftin yanına birisi yaklaşır ve bıçak çeker. Sonra bakın neler olur?
2 Eylül 2010 Perşembe
Muz
Bir süredir ülkemizde yaşanan bazı gelişmeler acayip şekilde canımı sıkıyor. Bunlardan ilki 2010 Kpss 2010 sınavında yapılan usulsüzlük ve "yetkililerin" bu duruma yaklaşım şekilleri.
Durumu bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim. Kpss devlet kadrolarında çalışacakları "elemek" için ÖSYM tarafından yapılan bir sınav. Bu sınav yapılıp da sonuçlar açıklandıktan sonra, sınava hazırlanan kişilerin takıldığı bir forum da bir V. Ş isimli bir kişinin sonuçları ve Tc kimlik nosu yayınlandı. Bu zat-ı muhterem önceki yılların sınavlarında soruların yarısını bile yapamazken, 2010'da neredeyse tüm bölümlerinden full çekmiş, ayrıca tamamen yoruma dayalı sorulardan oluşan eğitim bilimleri testinde de 120 soru üzerinden 120 doğru yapmıştı. Buradan da anlaşılacağı gibi sınavda bir "gariplik" vardı.
Daha sonra V. Ş'nin gösterdiği performansa yakın performans gösteren başka adaylar daha ortaya çıkmaya başladı. İngilizce öğretmenliği, Moda tasarımcılığı gibi bölümlerden mezun olan bazı kişiler, önceki yıllardaki gösterdikleri performanası dörte beşe katlayarak matematik bölümünden filan full çekmişlerdi. Aklı başında olan bir insan bu konuda bir dolap döndüğünü anlayabiliyordu.
Bu ana kadar ÖSYM başkanı iddiaları reddetti. İnceleme yaptıklarını, sınavda kesinlikle usülsüzlük olmadığını söyledi.
Esas bomba bunlardan sonra patladı. Sınavda eğitim bilimleri bölümünden full çeken adayların 22 tanesi ya evli, ya kardeş ya da aynı evde oturuyorlardı...
ÖSYM başkanı bu noktadan sonra eğitimi bilimleri testinden 350 kişinin full çektiğini açıklamak zorunda kaldı. 2002'den beri yapılan Kpss sınavlarında full çeken kişi sayı bir elin parmaklarının sayısını geçmezken, 2010'da 350 kişi full çekmişti!
ÖSYM başkanının buna da cevabı hazırdı. Bu sene sorular kolaydı! Ama bu noktadan itibaren ÖSYM başkanı da sınavda bir usülsüzlük olabileceğini üstü kapalı da olsa kabul etmeye başladı.
İşin en garip yanı da şuydu. Bu full çeken çiftlerin birinin erkek olanı, "Beni çekemiyorlar." şeklinde bir açıklama yaptı! Pişkinliğe bakar mısınız?
Söylentiler ayyuka çıkınca işin içine savcılık ve YÖK ve Cumhurbaşkanlığı da girdi ve araştırmalara derinleştirildi. YÖK başkanı bu süreçte şu açıklamayı yaptı: "Evet bir usülsüzlük var ama elimizde kanıt yok!" Yani bir suçu işlediğiniz açık ve net olsa bile olsa kimse birşey yapamıyor bu memlekette.
Söylentiler ve iddialar bu kadar güçlüyken, Milli Eğitimi Bakanlığı bu sınava göre öğretmen atamalarını iptal etmeyeceğini ilan etti. Bir sınavda usülsüzlük olduğu biliniyor ama kimse birşey yapamıyordu. Sonunda atamaların yapılmasına saatler kala, atamalar ertelendi.
Ve sonuç: Kpss'de soruların 10.000$ karşılığı satıldığı anlaşıldı.
Bu arada kopya olayını su yüzüne çıktığı forumun olayın üstünü örtmek elinden geleni yaptığını, ekşi sözlüğün ise özgürce her yorumu sansürlemeden yayınlayarak olayın gündemde kalmasını sağladığını da eklemem gerek.
Yukarıda anlattığım olan biteni değerlendirdiğimizde, Türkiye'nin artık bir muz cumhuriyeti olduğunu kabul etmeliyiz.
YAZIKLAR OLSUN!!!
Durumu bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim. Kpss devlet kadrolarında çalışacakları "elemek" için ÖSYM tarafından yapılan bir sınav. Bu sınav yapılıp da sonuçlar açıklandıktan sonra, sınava hazırlanan kişilerin takıldığı bir forum da bir V. Ş isimli bir kişinin sonuçları ve Tc kimlik nosu yayınlandı. Bu zat-ı muhterem önceki yılların sınavlarında soruların yarısını bile yapamazken, 2010'da neredeyse tüm bölümlerinden full çekmiş, ayrıca tamamen yoruma dayalı sorulardan oluşan eğitim bilimleri testinde de 120 soru üzerinden 120 doğru yapmıştı. Buradan da anlaşılacağı gibi sınavda bir "gariplik" vardı.
Daha sonra V. Ş'nin gösterdiği performansa yakın performans gösteren başka adaylar daha ortaya çıkmaya başladı. İngilizce öğretmenliği, Moda tasarımcılığı gibi bölümlerden mezun olan bazı kişiler, önceki yıllardaki gösterdikleri performanası dörte beşe katlayarak matematik bölümünden filan full çekmişlerdi. Aklı başında olan bir insan bu konuda bir dolap döndüğünü anlayabiliyordu.
Bu ana kadar ÖSYM başkanı iddiaları reddetti. İnceleme yaptıklarını, sınavda kesinlikle usülsüzlük olmadığını söyledi.
Esas bomba bunlardan sonra patladı. Sınavda eğitim bilimleri bölümünden full çeken adayların 22 tanesi ya evli, ya kardeş ya da aynı evde oturuyorlardı...
ÖSYM başkanı bu noktadan sonra eğitimi bilimleri testinden 350 kişinin full çektiğini açıklamak zorunda kaldı. 2002'den beri yapılan Kpss sınavlarında full çeken kişi sayı bir elin parmaklarının sayısını geçmezken, 2010'da 350 kişi full çekmişti!
ÖSYM başkanının buna da cevabı hazırdı. Bu sene sorular kolaydı! Ama bu noktadan itibaren ÖSYM başkanı da sınavda bir usülsüzlük olabileceğini üstü kapalı da olsa kabul etmeye başladı.
İşin en garip yanı da şuydu. Bu full çeken çiftlerin birinin erkek olanı, "Beni çekemiyorlar." şeklinde bir açıklama yaptı! Pişkinliğe bakar mısınız?
Söylentiler ayyuka çıkınca işin içine savcılık ve YÖK ve Cumhurbaşkanlığı da girdi ve araştırmalara derinleştirildi. YÖK başkanı bu süreçte şu açıklamayı yaptı: "Evet bir usülsüzlük var ama elimizde kanıt yok!" Yani bir suçu işlediğiniz açık ve net olsa bile olsa kimse birşey yapamıyor bu memlekette.
Söylentiler ve iddialar bu kadar güçlüyken, Milli Eğitimi Bakanlığı bu sınava göre öğretmen atamalarını iptal etmeyeceğini ilan etti. Bir sınavda usülsüzlük olduğu biliniyor ama kimse birşey yapamıyordu. Sonunda atamaların yapılmasına saatler kala, atamalar ertelendi.
Ve sonuç: Kpss'de soruların 10.000$ karşılığı satıldığı anlaşıldı.
Bu arada kopya olayını su yüzüne çıktığı forumun olayın üstünü örtmek elinden geleni yaptığını, ekşi sözlüğün ise özgürce her yorumu sansürlemeden yayınlayarak olayın gündemde kalmasını sağladığını da eklemem gerek.
Yukarıda anlattığım olan biteni değerlendirdiğimizde, Türkiye'nin artık bir muz cumhuriyeti olduğunu kabul etmeliyiz.
YAZIKLAR OLSUN!!!
25 Temmuz 2010 Pazar
Davul
Yaz mevsiminde havanın sıcaklığı nedeniyle kapı pencere açık oturuyoruz. Bu mevsimin bir özelliği de, neredeyse tüm düğün zamanı oluşu. Şu an bu yazıyı da davul sesleri eşliğinde yazmaktayım. Güzel vatandaşım benim, sen evleneceksin diye ..... işine benim kafamdan başlamak zorunda mısın? Bu arada oturduğum semt de şehrin hatırı sayılır semtlerinden. Öyle salon tutulamadığı için filan bu davul sesini çekmiyoruz. Tamamen köylülükten gelen bir eşeklik bu. Para gibi olağanüstü bir güç bile, insanı eşeklikten kurtaramıyor ne yazık ki.
Bizim toplumun iki yüzlülüğü bu örnekte de açıkça görülüyor. Sevişmek kelimesinin bile uluorta söylenemediği toplumumuzda, iki insanın sevişeceği tanıdık tanımadık tüm mahalleye, üstelik de kafa ...erek duyuruluyor. Ne âlâ memleket!
Bizim toplumun iki yüzlülüğü bu örnekte de açıkça görülüyor. Sevişmek kelimesinin bile uluorta söylenemediği toplumumuzda, iki insanın sevişeceği tanıdık tanımadık tüm mahalleye, üstelik de kafa ...erek duyuruluyor. Ne âlâ memleket!
22 Temmuz 2010 Perşembe
Rüya
Bir insan lisedeki bir sözde arkadaşını neden rüyasında görür(üstelik Facebook'ta arkadaşının kendisini silmesine rağmen)? Daha garibi, aynı şahıs bunu sabahın köründe neden bloguna yazar?
11 Haziran 2010 Cuma
Hasbıhal
Sevgili günlük;
Günler süren koşuşturmacadan sonra, yıllık iznimin bir bölümünü kullanmadan önceki son Cuma akşamı, akşam ezanına müteakip, balkonda çayımı yudumlarken yazıyorum bu yazıyı. İş hayatımın sanırım en yoğun günlerinden sonra, olanı biteni yazmak gerek. Yetiştirmeye başlayadığım e. ve u.'nun iş yaşamında fırtına gibi esmelerine ramak kalmışken, daha önemli birşey oldu hayatımda. İşe yeni başlayan h., kendinden önceki herşeyi değiştirerek girdi hayatıma. Ve en yapılmayacak olanı yaptı, aradaki onca yaş farka rağmen bana aşık oldu!
Yaşadığım ilk ilişki olmamasına rağmen, bu en naif olanı ne yazık ki. Koklasan solacak bir çiceğin hassasiyetini taşıyor bu ilişki. Ne ona ümit vermek istiyorum, ne de benden uzaklaşmasını göze alabiliyorum. Tamamen arada kalmış durumdayım. İtiraf etmekte yarar var, benimle hayatta amacı aynı olan, yani iyi bir insan olmayı hedefleyen, karşılaştığım ilk karşı cins.
Ne halt edeceğim ben şimdi?
Günler süren koşuşturmacadan sonra, yıllık iznimin bir bölümünü kullanmadan önceki son Cuma akşamı, akşam ezanına müteakip, balkonda çayımı yudumlarken yazıyorum bu yazıyı. İş hayatımın sanırım en yoğun günlerinden sonra, olanı biteni yazmak gerek. Yetiştirmeye başlayadığım e. ve u.'nun iş yaşamında fırtına gibi esmelerine ramak kalmışken, daha önemli birşey oldu hayatımda. İşe yeni başlayan h., kendinden önceki herşeyi değiştirerek girdi hayatıma. Ve en yapılmayacak olanı yaptı, aradaki onca yaş farka rağmen bana aşık oldu!
Yaşadığım ilk ilişki olmamasına rağmen, bu en naif olanı ne yazık ki. Koklasan solacak bir çiceğin hassasiyetini taşıyor bu ilişki. Ne ona ümit vermek istiyorum, ne de benden uzaklaşmasını göze alabiliyorum. Tamamen arada kalmış durumdayım. İtiraf etmekte yarar var, benimle hayatta amacı aynı olan, yani iyi bir insan olmayı hedefleyen, karşılaştığım ilk karşı cins.
Ne halt edeceğim ben şimdi?
26 Mart 2010 Cuma
Aydın
Dün, medyada gördüğüm en ilginç kapışmaya tanıklık ettim. Önce t. şöyle bir yazı yazdı. İ de buna şöyle bir cevap verdi. Tabii şu gerçeği bilmeden.
Buradan çıkan sonuç ne? Profesyonel yazarlar bile böyle hatalar yapabiliyorsa, ben neden yazmaktan korkayım? T ve i, ikinize de teşekkürler!
Buradan çıkan sonuç ne? Profesyonel yazarlar bile böyle hatalar yapabiliyorsa, ben neden yazmaktan korkayım? T ve i, ikinize de teşekkürler!
24 Şubat 2010 Çarşamba
Değişim
Sevgili günlük, ben de değişiyorum yavaş yavaş. Sonunda işleri oluruna bırakmayı öğreniyorum galiba. Geçen hafta karşıma çıkan hayatımın yönünü değiştirme fırsatını teptim. Herkes gibi düşündüm, herkesin vereceği bir karar verdim. Farklı olmaktan vazgeçtim ben.
Yine de bir burukluk var içimde. Eski günler güzeldi sanki.
Not: Aylardır takip etmediğim Jelatin'in blogunda, bir veda yazısıyla karşılaştım geçen gün. Üzüldüm.
Yine de bir burukluk var içimde. Eski günler güzeldi sanki.
Not: Aylardır takip etmediğim Jelatin'in blogunda, bir veda yazısıyla karşılaştım geçen gün. Üzüldüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)